|
Subayların kaç kez teşebbüs aşamasına gelemeyen darbe konuşması, organizasyonu yaptığını ise bilemiyoruz. İtiraflardan, ortaya çıkan belgelerden anlaşılan o ki bazıları sadece darbeye kafa yormaktalar. Bu teşebbüs ve niyeti aşan planlamaların yargılanmadan sümenaltı edildiği, kor kırılır yen içinde denilerek, dosyalarının açılmadan kapatıldığı düşünülürse bunda şaşılacak birşey de yoktur.
Düşünün... Bir darbe tertipliyorsunuz, bundan bütün karargah haberdar oluyor, hatta niyetiniz sivillerin kulağına da ulaşıyor ama sonuç başarı ya da başarısızlık; ne olursa olsun bunun için bir bedel ödemiyorsunuz. Böylesine büyük bir ‘devlet teşviki’ varken kim hayatında bir kez olsun cunta içinde yer almak istemez!
Artık bilelim ve unutmayalım ki Türkiye’de rejimin karşı karşıya bulunduğu darbe ve darbe teşebbüsünden daha yakın, daha canlı ve daha kanlı bir tehlike yoktur. Net söyleyeyim; rejimin tek yaşamsal sorunu budur. Siyasi tarihimiz de yakın dönem tecrübelerimiz de bunu apaçık söylemektedir. Bu, ülke için aynı zamanda acı bir tecrübedir.
Parlamentolar da yaşanan tecrübeleri ülkenin demokratik donanımına bir sermaye olarak koymak zorundadırlar. Bir ülkede cunta ve darbe gerçeği varsa; o ülkenin yasaları da bunu önleyici, caydırıcı tedbirler içermelidir.
Nitekim, Türkiye Büyük Millet Meclisi hafta sonu TCK ve CMK’da yaptığı birer değişiklikle hem bu türden suçların sivil mahkemelerde yargılanmasına imkan tanıyan hem de sivillerin sadece sivil mahkemelerde yargılanmasını sağladı. Yani, zamanın ruhuna ve ülkenin acil ihtiyacına yönelik bir adım attı. Karara destek veren AK Parti, CHP, MHP ve DTP’li milletvekilleri, hayatları boyunca övünecekleri, kendilerini tarihe geçirecek bir iş yapmışlardır. Büyük bir teşekkürü hak ettiler.
Sözkonusu kanun değişiklikleri Türkiye’nin sadece iç hukukunda değil, Avrupa Birliği yolunda da attığı dev bir adımdır. Bir süredir yavaşlayan reform sürecine hız kazandıran bir adım. Türkiye’de hiç darbe yapılmamış olsa, böyle bir tehlikeden hiç söz edilemeyecek olsa bile kanun değişikliği yine de yapılmak zorundaydı. Çünkü, hukukun ve demokrasin temel ilkeleri bunu emretmektedir.
Öte yandan, darbe teşebbüsü, cuntacılık, askerlerin ağır cezalık suçları sadece ve sadece sivil mahkemede yargılanmalıdır. Zira darbe önce sivil hukuku yok eden bir felakettir. Meclis elbette bununla mücadele için şimdi yaptığı gibi kararlar olmalıdır. Zira, darbe demek Meclis’in ve en önemlisi de o meclisi oluşturan millet iradesinin ölümü demektir.
Bu değişiklik, geç bile kalınmış tarihi bir karardır.
O yüzden kanun geçtikten sonra özellikle CHP sözcülerinin ‘Biz o sırada biraz mahmurlaşmıştık, ne olduğunu anlayamadık’ bahanesiyle ileri sürdükleri itirazlar biraz ayıptır. Hiçbir parti, darbeyle, cuntayla mücadeleyi kolaylaştıran bir yasa karşısında itiraz edemez; ederse o partinin demokratik hükm-ü şahsiyetinden söz edilemez.
Kim, hangi cesaretle darbeyi ve darbeciyi koruyan bir safta yer alabilir? 21. Yüzyılda bunu topluma, seçmene ve tarihe nasıl izah edebilir? Üstelik, 12 Eylül darbesinin kapattığı partiler kendilerini 29 yıl sonra nasıl bu yüz kızartıcı suçun yandaşı durumuna düşürebilir?
Ayrıca, şimdi anlaşılıyor ki kanun CHP’nin saatler önceden bilgisi dahilinde hazırlanmış ve onlarında oylarıyla geçmiştir. Tersi bile olsa; yani bir an için AK Parti, değişikliği çaktırmadan geçirmişse bile bu tarihi sonuçtan sonra buna itiraz etmek yerine sahiplenmek, ‘Birlikte başardık’ demek gerekir.
Aksi halde CHP, zaten mükemmel oluğu hiç söylenemeyecek darbe toleransı sicilinde bir kara sayfa da aha açmış olacaktır. Üstelik bunu, birkaç gün önce 12 Eylül cuntasının yargılanmasının önünün açılması için Anayasa’nın geçici 15. maddesini kaldırmayı öneren bir parti yapmış olacaktır. Artık bu çelişkiyi ifade etmeye ‘çelişki’ kelimesi de yetmeyecektir.
Türkiye parlamentosu büyük bir adım atarak demokrasiyi korumak konusunda cesaret ve prensip sahibi olduğunu göstermiştir. Şimdi elimizde bir turnusol kağıdı vardır. Kim demokrat, kim darbeci görülecek.
Bu karara itiraz etmek, iptaline çalışmak geçmiş darbelerin ve şimdiden sonraki teşebbüslerin suç ortaklığını üstlenmektir. Bu kadar açık...
Mustafa KARAALİOĞLU mkaraalioglu@stargazete.com
|